Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026
Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026
İçindekiler

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026

Bir yakınınıza, iş ortağınıza ya da çalışanınıza güvenerek teslim ettiğiniz para, araç veya mal geri gelmediğinde yaşanan hayal kırıklığı yalnızca duygusal değil, aynı zamanda hukuki bir sorundur. Mesleğim boyunca en sık karşılaştığım tablo şudur: Mağdur, olayın "sadece bir alacak meselesi" olduğunu düşünerek ceza hukukunun sunduğu korumadan habersiz kalır; şüpheli konumundaki kişi ise "ben zaten borcumu ödeyecektim" savunmasının yeterli olacağını sanır. Her iki taraf da Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 düzenlemesinin kapsamını bilmediği için ciddi hak kayıpları yaşar.

Bu makalede, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu, 2026 yılı itibarıyla yürürlükte olan mevzuat ve güncel Yargıtay uygulaması ışığında ele alacağım. Suçun unsurlarından ceza miktarına, 12. Yargı Paketi ile gelen usul değişikliklerinden IBAN kiralama gibi yeni tartışma alanlarına kadar bütün başlıkları sade bir dille anlatmaya çalışacağım.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 başlığı altında ele alınan her konu, hem mağdur hem de şüpheli açısından kritik sonuçlar doğurur. Süreçle ilgili sorularınız için web sitemizin iletişim kısmından bize ulaşabilirsiniz.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir

Güveni kötüye kullanma suçu, en yalın ifadeyle, bir kişiye belirli bir amaçla teslim edilen malın, o amacın dışında kullanılması ya da teslim olgusunun inkâr edilmesidir. Kanun koyucu burada malı değil, mal üzerindeki güven ilişkisini korumaktadır. Bu yüzden suç, malvarlığına karşı suçlar arasında düzenlenmiş olsa da esasen toplumsal güven duygusunu hedef alır.

Halk arasında bu fiil için "emniyeti suistimal", "iyi niyeti kötüye kullanma suçu" veya "iyi niyeti suistimal suçu" gibi adlandırmalar kullanılır. Bunların hepsi, hukuki karşılığı TCK 155 olan aynı suçu işaret eder. Mahkeme kararlarında ve iddianamelerde ise yalnızca "güveni kötüye kullanma" ifadesi yer alır.

Güveni kötüye kullanma suçu iki farklı ağırlıkta düzenlenmiştir:

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 kapsamında asıl tartışma, fiilin hangi fıkraya gireceği noktasında yaşanır. Çünkü fıkra farkı, hem cezanın miktarını hem de soruşturma usulünü tamamen değiştirir.

TCK 155 Madde Metni ve Fıkralar Arasındaki Fark

TCK 155 maddesi, 2026 yılı itibarıyla iki fıkradan oluşmaktadır ve metin yakın dönem yargı paketlerinde esas itibarıyla korunmuştur. Maddenin yapısını anlamadan güveni kötüye kullanma suçu hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.

TCK 155/1 Basit Hal

Birinci fıkraya göre, başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi hakkında, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasına hükmolunur.

Basit hal, günlük hayattaki komşuluk, arkadaşlık gibi sıradan güven ilişkilerini kapsar. Ödünç alınan bir bisikletin satılması ya da emanet bırakılan bir telefonun geri verilmemesi tipik örneklerdir.

TCK 155/2 Nitelikli Hal

İkinci fıkra ise suçun;

kötüye kullanılması suretiyle işlenmesini nitelikli hal olarak kabul eder. Bu durumda bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası öngörülür. Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 düzenlemesinin ağırlaştırıcı mantığı, bu ilişkilerdeki güvenin sıradan bir emanet ilişkisinden daha yoğun ve kurumsal olmasıdır.

Güveni Kötüye Kullanma TCK Kapsamında Suçun Unsurları

Güveni kötüye kullanma TCK düzenlemesinin uygulanabilmesi için birbirine bağlı üç temel unsurun birlikte bulunması gerekir. Bu unsurlardan birinin eksikliği halinde fiil ya başka bir suça dönüşür ya da tamamen hukuk davasının konusu haline gelir.

Zilyetliğin Hukuka Uygun Şekilde Devredilmiş Olması

Suçun ilk ve en belirleyici unsuru, malın faile rızayla ve hukuka uygun bir şekilde teslim edilmiş olmasıdır. Zilyetlik devri sözleşmeyle, iş ilişkisiyle veya bir vekâletle gerçekleşebilir. Malın mülkiyeti değil, yalnızca zilyetliği devredilmelidir. Mülkiyet devredilmişse artık güveni kötüye kullanma TCK kapsamında değerlendirilemez; örneğin ödünç para verilmesi halinde paranın mülkiyeti geçtiği için suç oluşmaz.

Bu noktada Yargıtay'ın istikrarlı görüşü şudur: Mal, hile veya aldatma ile ele geçirilmişse zilyetlik "rızaya dayalı" sayılmaz ve olay dolandırıcılığa kayar. Rıza yoksa hırsızlık gündeme gelir. Dolayısıyla güveni kötüye kullanma TCK uygulamasında zilyetliğin nasıl geçtiği sorusu, suçun kaderini belirler.

Devir Amacı Dışında Tasarruf veya İnkâr

İkinci unsur, failin mal üzerinde devir amacının dışında tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkâr etmesidir. Tasarruf; malı satmak, rehin vermek, tüketmek, üçüncü kişiye devretmek gibi malik gibi davranışları kapsar. Malın geç iade edilmesi ise tek başına suç oluşturmaz; burada failin mal üzerinde malikmiş gibi hareket etmesi aranır.

İnkâr seçimlik hareketinde ise fail, malı hiç almadığını veya aldığını ama iade ettiğini iddia eder. Güveni kötüye kullanma TCK bakımından inkârın açık ve kesin olması yeterlidir; malın akıbetinin ne olduğu bu seçimlik hareket için önem taşımaz.

Kast Unsuru

Güveni kötüye kullanma suçu yalnızca kasten işlenebilir. Fail, malın kendisine belirli bir amaçla teslim edildiğini bilerek ve bu amacın dışına çıkmayı isteyerek hareket etmelidir. Taksirle, ihmalle veya unutkanlıkla malın zarar görmesi bu suçu oluşturmaz. Yargıtay, kastın belirlenmesinde failin olay sonrasındaki davranışlarına, iade taleplerine verdiği cevaplara ve malın nerede olduğuna dair beyanlarına önem vermektedir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 yargılamalarında savunma stratejisi çoğu zaman bu unsur üzerinden kurulur. Hukuki süreçlerde hak kaybı yaşamamak adına delillerin doğru zamanda ve doğru biçimde sunulması için profesyonel destek almak önemlidir.

Güveni Kötüye Kullanma Aldatma Ayrımı ve Dolandırıcılıkla Fark

Uygulamada en sık karıştırılan konu, güveni kötüye kullanma aldatma ilişkisidir. Her iki suç da malvarlığına karşı işlenir, her ikisinde de mağdur bir noktada faile güvenmiştir. Ancak hukuki nitelendirme tamamen farklıdır.

Dolandırıcılıkta (TCK 157-158) fail, mağduru hileli davranışlarla aldatarak malı elde eder. Yani aldatma, malın teslim edilmesinden önce gerçekleşir ve teslimin sebebidir. Güveni kötüye kullanma aldatma ayrımında ise mal teslim edilirken hiçbir hile yoktur; fail, malı hukuka uygun bir şekilde almış ve sonradan kötü niyetini ortaya koymuştur.

Ayrımı netleştirmek için şu ölçütleri kullanabiliriz:

Güveni kötüye kullanma aldatma farkı, ceza miktarı açısından da büyük önem taşır. Nitelikli dolandırıcılıkta ceza üç yıldan on yıla kadar çıkabilirken, Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 kapsamında üst sınır yedi yıldır. Bu nedenle savcılık aşamasında fiilin doğru nitelendirilmesi, sanığın hukuki durumunu köklü biçimde etkiler.

Güveni kötüye kullanma aldatma tartışması özellikle ticari ilişkilerde yoğunlaşır. Bir malın "satıp parasını getirme" amacıyla verilmesi ve satış bedelinin getirilmemesi güveni kötüye kullanma; malı hiç satmayacağını bilerek "satacağım" vaadiyle alması ise dolandırıcılık olarak değerlendirilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ayrımı güveni kötüye kullanma aldatma anının tespitine bağlamaktadır.

İyi Niyeti Kötüye Kullanma Suçu Olarak Toplumdaki Karşılığı

Vatandaşlar arasında "iyi niyeti kötüye kullanma suçu" tabiri oldukça yaygındır. Karakola veya savcılığa giden mağdurların önemli bir kısmı, "iyi niyetimi kötüye kullandı" diyerek şikayette bulunur. Hukuki olarak bu ifade, TCK 155 maddesindeki güveni kötüye kullanma suçunu tarif eder.

İyi niyeti kötüye kullanma suçu adlandırmasının doğru yönü, suçun özünü yansıtmasıdır. Gerçekten de kanun, mağdurun iyi niyetle kurduğu güven ilişkisini korumaktadır. Ancak ceza hukukunda "iyi niyet" kavramı Türk Medeni Kanunu'ndaki teknik anlamından farklı kullanılır. Bu nedenle iyi niyeti kötüye kullanma suçu ifadesi, dilekçelerde değil günlük dilde tercih edilmelidir.

Uygulamada iyi niyeti kötüye kullanma suçu olarak anlatılan olayların bir kısmı, aslında hukuki bir alacak ilişkisinden ibarettir. Örneğin borç verilen paranın ödenmemesi, ne kadar iyi niyet zedelenmiş olsa da ceza hukukunun konusu değildir. Bu ayrımı yapmadan şikayette bulunan mağdurlar, kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla karşılaştıklarında hayal kırıklığı yaşarlar.

Buna karşılık iyi niyeti kötüye kullanma suçu olarak anlatılan olay, bir çalışanın kendisine emanet edilen kasa parasını harcaması ya da bir emlakçının satış bedelini müvekkiline aktarmamasıysa, doğrudan Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 kapsamına girer ve şikayet aranmaksızın soruşturulur.

İyi Niyeti Suistimal Suçu ile Hırsızlık ve Zimmet Arasındaki Sınır

Eski Ceza Kanunu döneminden kalan "emniyeti suistimal" tabiri, günümüzde "iyi niyeti suistimal suçu" şeklinde de kullanılmaktadır. İyi niyeti suistimal suçu ifadesi hukuki bir terim olmasa da, aynı fiili anlatır ve benzer suçlarla sınırının bilinmesi gerekir.

Hırsızlıkla fark: Hırsızlıkta (TCK 141-142) fail, malı zilyedinin rızası olmadan alır. İyi niyeti suistimal suçu olarak anılan güveni kötüye kullanmada ise mal, faile rızayla teslim edilmiştir. Bir işyerinde çalışanın, kendisine teslim edilmemiş bir eşyayı alması hırsızlık; kendisine teslim edilen kasadaki parayı alması ise güveni kötüye kullanma olarak nitelendirilir.

Zimmetle fark: Zimmet (TCK 247) yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Özel sektörde çalışan bir kişinin kendisine görevi nedeniyle teslim edilen malı mal edinmesi zimmet değil, iyi niyeti suistimal suçu diye tabir edilen TCK 155/2 kapsamındaki nitelikli güveni kötüye kullanmadır. Banka çalışanları bakımından ise 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'ndaki özel zimmet düzenlemesi öncelik kazanır.

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma: İyi niyeti suistimal suçu pratikte en çok işçi-işveren ilişkisinde ortaya çıkar. Kasiyer, muhasebeci, satış temsilcisi, depo sorumlusu gibi pozisyonlarda çalışanlara teslim edilen para ve mallar üzerindeki tasarruflar, hizmet ilişkisinin sağladığı güvenin kötüye kullanılması sayılır ve doğrudan ikinci fıkra uygulanır.

İyi niyeti suistimal suçu tartışmalarında sıkça gözden kaçan bir husus, malı idare etme yetkisinin kapsamıdır. Şirket yöneticileri, apartman yöneticileri, vasiler ve kayyımlar, başkasının mallarını idare etme yetkisine sahip kişiler olduğundan, bu yetkiyi aşan tasarrufları Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 kapsamında ağırlaştırılmış yaptırıma tabidir.

2026 Yılı Ceza Miktarları ve Yaptırım Rejimi

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 yaptırım tablosu, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun (12. Yargı Paketi) sonrasında da esas ceza aralığı bakımından değişmemiştir. Güncel durum şu şekildedir:

Adli para cezası, TCK 52 uyarınca günlük en az 20, en fazla 100 Türk lirası üzerinden hesaplanır. Bu nedenle nitelikli halde adli para cezasının üst sınırı ciddi meblağlara ulaşabilmektedir. Ayrıca hapis cezası ile adli para cezası birlikte hükmedildiğinden, sanığın adli para cezasını ödememesi halinde bu ceza hapse çevrilebilir.

Tekerrür bakımından 2026 infaz düzenlemeleri, ikinci kez mükerrir olan sanıklar için infaz oranlarını ağırlaştırmış ve denetimli serbestlik koşullarını zorlaştırmıştır. Daha önce malvarlığına karşı bir suçtan kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan kişinin TCK 155 kapsamında yeniden yargılanması halinde TCK 58 uygulanır ve ceza mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir.

Cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca zararın miktarı, failin kastının yoğunluğu ve güven ilişkisinin niteliği dikkate alınır. Uygulamada birinci fıkra bakımından alt sınırdan uzaklaşılması nadirken, ikinci fıkrada zarar miktarı yükseldikçe alt sınırdan uzaklaşma eğilimi artmaktadır.

12. Yargı Paketi ile Gelen Usul Değişiklikleri

33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 12. Yargı Paketi, güveni kötüye kullanma suçu yargılamalarını doğrudan ve dolaylı biçimde etkileyen bazı usul kuralları getirmiştir. Bu değişikliklerin bilinmesi, özellikle hüküm sonrası aşamada hak kaybı yaşanmaması bakımından önemlidir.

HAGB Kararlarına Karşı İstinaf Yolu

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK 231), iki yıl veya altında hapis cezasına hükmedilen hallerde uygulanabilen bir kurumdur. Güveni kötüye kullanma suçu davalarında, zararın giderilmiş olması koşuluyla HAGB oldukça sık uygulanır. Eski uygulamada HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz yoluna gidilebiliyordu ve bu itirazlar genellikle esasa girilmeden reddediliyordu.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında başlayan süreç, 2026 düzenlemeleriyle netleştirilmiş ve HAGB kararlarına karşı istinaf yolu açıkça düzenlenmiştir. Bu, TCK 155 kapsamında verilen HAGB kararlarının Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından esastan incelenmesi anlamına gelir. Sanık açısından, kabul etmediği bir suçlamada "HAGB'yi kabul edip kurtulmak" ile "beraat için mücadele etmek" arasındaki denge bu değişiklikle yeniden kurulmuştur.

IBAN Kiralama ve TCK 155/2 İlişkisi

2026 yılının en tartışmalı konularından biri, banka hesaplarının maddi menfaat karşılığında başkalarına kullandırılması, yani "IBAN kiralama" fiilidir. Temmuz 2026 düzenlemeleriyle TCK 158 maddesine eklenen fıkra, bu fiili dolandırıcılıkla bağlantılı müstakil bir suç ve ağırlaştırıcı neden haline getirmiştir.

Bu düzenlemenin güveni kötüye kullanma suçu ile kesişim noktası şudur: Bir çalışanın, kendisine iş ilişkisi nedeniyle emanet edilen ticari hesabı veya şirket kartını üçüncü kişilere kullandırması halinde, hem hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma hem de yeni düzenlenen fiil gündeme gelir. Yargıtay'ın 2026 içtihatlarında baskın hale gelen eğilim, fikri içtima kuralları çerçevesinde (TCK 44) en ağır cezayı gerektiren hüküm üzerinden karar verilmesidir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 bakımından bu gelişme, özellikle şirket muhasebecileri ve finans personelinin hukuki sorumluluğunu ağırlaştırmıştır. Bu tür bir iddiayla karşı karşıya kalınması halinde savunmanın erken aşamada kurgulanması büyük önem taşır. Detaylı bilgi için web sitemizin iletişim kısmından bize ulaşabilirsiniz.

Soruşturma ve Kovuşturma Süreci Adım Adım

TCK 155 kapsamında bir olayın adli süreci, fıkraya göre farklı başlar ancak benzer adımlarla ilerler. Süreci hem mağdur hem şüpheli gözüyle adım adım özetlemek gerekirse:

Dava zamanaşımı, nitelikli hal bakımından TCK 66 uyarınca 15 yıl olarak uygulanmaktadır. Basit halde ise bu süre 8 yıldır. Zamanaşımı, suçun tamamlandığı yani devir amacı dışında tasarrufun gerçekleştiği veya inkârın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Örnek Olay Üzerinden Değerlendirme

Uygulamayı somutlaştırmak için anonim bir örnek üzerinden gidelim. Bir inşaat malzemeleri firmasında altı yıldır satış müdürü olarak çalışan A., bayilerden tahsil ettiği çekleri ve nakit ödemeleri şirket kasasına teslim etmekle yükümlüdür. A., 2025 yılının son çeyreğinde tahsil ettiği yaklaşık 1.200.000 TL tutarındaki ödemeyi şirkete aktarmamış, bir kısmını kişisel borçlarını kapatmak için kullanmış, bir kısmını da kendi hesabına bağlı bir kripto para borsasına transfer etmiştir.

Şirket, 2026 yılının başında yaptığı iç denetimde eksikliği fark eder. A. önce tahsilatı hiç yapmadığını söyler, bayilerin dekontları ortaya çıkınca ise "avans olarak aldığını, ödeyeceğini" beyan eder. Bu olayda:

Bu senaryoda şikayet aranmaz, uzlaştırma uygulanmaz ve A. hakkında 1 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılır. A.'nın zararı soruşturma aşamasında tamamen gidermesi halinde etkin pişmanlık hükümleri devreye girer ve ceza önemli ölçüde azalır.

Etkin Pişmanlık ve Akrabalık İndirimi

Güveni kötüye kullanma suçu, TCK 168 kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabildiği suçlar arasındadır. Bu düzenleme, mağdurun zararının giderilmesini teşvik eder ve sanık bakımından ciddi bir ceza indirimi sağlar:

Öte yandan TCK 167, akrabalar arasında işlenen güveni kötüye kullanma suçu bakımından özel bir rejim öngörür. Eşler, üstsoy-altsoy, evlat edinen ve evlatlık ile birlikte yaşayan kardeşler arasında işlenmesi halinde ceza verilmez. Aynı konutta yaşamayan kardeşler ve bazı hısımlar arasında işlenmesi halinde ise suç şikayete bağlı hale gelir ve ceza yarı oranında indirilir. Bu istisna, Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 bakımından da geçerlidir; yani nitelikli hal bile aile içinde işlenmişse şikayet koşulu aranır.

İnfaz ve Denetimli Serbestlik Uygulaması

Hüküm kesinleştikten sonra cezanın nasıl infaz edileceği, mahkûm ve ailesi açısından en çok merak edilen konudur. 2026 infaz düzenlemeleri, iki yılın altındaki cezalarda oluşan "yatarı yok" algısını kırma amacı taşımaktadır.

Bu düzenlemeler, hüküm aşamasında HAGB, erteleme veya seçenek yaptırımlardan hangisinin sanık lehine olduğunun titizlikle hesaplanmasını gerektirir. Yanlış bir tercih, infaz aşamasında geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir. Hukuki süreçlerde hak kaybı yaşamamak adına profesyonel destek almak önemlidir.

Yargıtay'ın 2025-2026 Dönemindeki Yaklaşımı

Yargıtay'ın güncel kararlarında dikkat çeken en önemli eğilim, "hizmet ilişkisi" ve "meslek ve sanatın sağladığı güven" kavramlarının dijital dünyaya uyarlanmasıdır. Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 içtihatlarında öne çıkan başlıklar şunlardır:

Buna karşılık Yargıtay, salt borcun ödenmemesi, kira bedelinin geciktirilmesi veya ticari ilişkideki hesap uyuşmazlıklarının güveni kötüye kullanma TCK kapsamında değil, hukuk mahkemelerinde çözülmesi gerektiğini de vurgulamaktadır. Ceza hukukunun "alacak tahsil aracı" olarak kullanılmasına izin verilmemektedir.

Hak Kaybı Yaşamamak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155/2 2026 düzenlemesi, görünürde basit bir emanet ilişkisi gibi başlayan olayların yedi yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabileceğini göstermektedir. Mağdur açısından en kritik hata, olayı "alacak meselesi" sanıp ceza yolunu ihmal etmek veya basit halde altı aylık şikayet süresini kaçırmaktır. Şüpheli açısından ise en yaygın hata, ifade aşamasında inkâr yoluna giderek suçun seçimlik hareketini kendi eliyle tamamlamaktır.

Her iki taraf için de yapılması gerekenler benzerdir: Teslim belgelerini, mesajlaşmaları ve banka kayıtlarını eksiksiz saklamak; olayın dolandırıcılık, hırsızlık veya hukuki uyuşmazlık mı yoksa güveni kötüye kullanma mı olduğunu doğru tespit etmek; etkin pişmanlık, HAGB ve infaz seçeneklerini zaman kaybetmeden değerlendirmek. Mevzuat 2026 yılında da hızla değişmektedir ve her dosyanın kendine özgü dinamikleri bulunmaktadır.

Güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili somut durumunuza ilişkin değerlendirme almak ve süreci doğru adımlarla yönetmek için web sitemizin iletişim sayfasına göz atabilir, bize ulaşabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi mi?

Bu sorunun cevabı fiilin hangi fıkraya girdiğine bağlıdır. TCK 155/1'deki basit hal şikayete tabidir; mağdur şikayet etmezse veya şikayetinden vazgeçerse dava düşer. TCK 155/2'deki nitelikli hal ise şikayete tabi değildir; savcılık olayı öğrendiği anda kendiliğinden soruşturma başlatır ve mağdurun vazgeçmesi davayı düşürmez. Bu nedenle fiilin meslek, ticaret, hizmet ilişkisi veya mal idare yetkisi kapsamında işlenip işlenmediğine göre şikayet koşulu değişir. Tek istisna, TCK 167/2'deki akrabalık ilişkilerinde nitelikli halin de şikayete bağlı hale gelmesidir.

Güveni kötüye kullanma şikayet süresi nedir?

Güveni kötüye kullanma şikayet süresi, TCK 73 uyarınca mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Bu süre yalnızca basit hal (TCK 155/1) bakımından geçerlidir ve hak düşürücü niteliktedir; sürenin geçmesi halinde şikayet hakkı ortadan kalkar. Nitelikli hal bakımından şikayet süresi diye bir sınır yoktur; çünkü suç re'sen soruşturulur ve yalnızca dava zamanaşımı olan 15 yıl içinde ihbar yapılması yeterlidir. Uygulamada mağdurlar bazen olayı geç fark ettikleri için altı aylık sürenin başlangıcı tartışma konusu olur; öğrenme tarihinin belgelendirilmesi büyük önem taşır.

Güveni kötüye kullanma cezası nedir?

Güveni kötüye kullanma cezası basit halde altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası, nitelikli halde ise bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasıdır. Her iki halde de hapis ve adli para cezası birlikte hükmedilir. Ceza belirlenirken zararın miktarı, güven ilişkisinin niteliği ve failin pişmanlığı dikkate alınır. Zararın soruşturma aşamasında giderilmesi halinde ceza üçte ikisine kadar, kovuşturma aşamasında giderilmesi halinde yarısına kadar indirilebilir. İki yılın altında kalan cezalarda HAGB veya erteleme uygulanabilmektedir.

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları neler?

Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları üç başlıkta toplanır. Birincisi, malın zilyetliğinin faile hukuka uygun ve rızaya dayalı biçimde, belirli bir amaçla devredilmiş olmasıdır. İkincisi, failin mal üzerinde devir amacı dışında tasarrufta bulunması veya devir olgusunu inkâr etmesidir. Üçüncüsü ise failin kasten hareket etmesidir. Zilyetliğin hileyle mi rızayla mı devredildiği en çok tartışılan nokta olup; hile varsa suç dolandırıcılığa dönüşür. Nitelikli hal için ayrıca meslek, ticaret, hizmet ilişkisi veya mal idare yetkisinin bulunması gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunda uzlaştırma mümkün mü?

Basit hal (TCK 155/1), CMK 253 kapsamında uzlaştırmaya tabidir ve dosya iddianame düzenlenmeden önce uzlaştırma bürosuna gönderilir. Taraflar anlaşırsa kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Nitelikli hal (TCK 155/2) ise uzlaştırma kapsamı dışındadır; 2026 yargı paketleri bu konuda bir değişiklik getirmemiştir. Ancak nitelikli halde uzlaştırma olmasa da zararın giderilmesi etkin pişmanlık yoluyla cezayı önemli ölçüde azaltır.

Yazar: Av. Burhan Kaan Bay

Hukuki haklarınızı korumak için zaman kaybetmeden uzman bir görüş alın. Şişli Mecidiyeköy’ün merkezinde, Mecidiyeköy Metro ve Metrobüs duraklarına sadece 10 Dakikalık yürüme mesafesinde olan büromuzda, Ceza Hukuku alanında profesyonel danışmanlık sağlıyoruz. Şişli Mecidiyeköy Ceza Hukuku avukatı arayışınızda, Randevu ve detaylı bilgi için iletişim sayfamızı ziyaret edebilir veya hemen bizi arayabilirsiniz.

?>
0534 694 94 72 WhatsApp